Anayasa Mahkemesi'nin CMK 226 Kararı: Sanığın Adil Yargılanma Hakkı
- Av.Kadir PEREM

- 30 Tem
- 5 dakikada okunur
Anayasa Mahkemesi'nin E.2025/18, K.2026/66 Sayılı Kararı
Özet — Makale — Soru & Cevap | R.G. 16 Temmuz 2026, S. 33311
1.1. Karar Künyesi
● Esas No: 2025/18 | Karar No: 2026/66
● Karar Tarihi: 26/3/2026
● Resmi Gazete: 16/7/2026 – Sayı 33311
● Karar tipi: Norm denetimi (iptal davası)
1.2. Hüküm Özeti
1) 5271 s. CMK m.226/(4) – Üçüncü cümle (İPTAL)
İptal edilen cümle, "sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafiye yapılan bildirimler yeterli kabul edilir" hükmüdür. Suçun hukuki niteliği değiştiğinde bu değişikliğin sanığa bildirilmeksizin yalnızca müdafiye tebliği ile — sanığın gıyabında ve mahkûmiyet dahil — her türlü kararın verilebilmesi mümkün hale gelmekteydi.
AYM, düzenlemenin kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıdığını kabul etmekle birlikte ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu tespit etmiştir: (i) sanığın feragat iradesinin açık olmadığı, (ii) mazeret ve yeniden değerlendirme talep imkanı öngörülmediği, (iii) isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve bizzat savunma haklarının zedelendiği vurgulanmıştır. Kural, Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak İPTAL edilmiştir. Karar, 22/2/2024 tarihli E.2023/163, K.2024/57 sayılı önceki AYM kararının izinden gitmektedir. Yürürlük: R.G. yayımından 9 AY SONRA (16/4/2027). Üye Kenan YAŞAR erteleme yönünden karşı oy kullanmıştır (Oyçokluğuyla).
1.4. İptal Sonrası Yürürlük Takvimi
İptal edilen her iki kural bakımından da doğacak hukuki boşluk kamu yararını ihlal edici görülmüş; Anayasa m.153/3 ve 6216 s.K. m.66/3 uyarınca iptal hükümlerinin Resmi Gazete'de yayımdan başlayarak DOKUZ AY sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Buna göre iptal hükümleri 16 Nisan 2027 tarihinde etkisini doğuracaktır. Bu süre içerisinde TBMM'nin yeni bir düzenleme yapması beklenmektedir.
BÖLÜM 2
Sanığın Sesinin Duyulmadığı Yargılama: AYM'nin CMK 226/(4) İptali Üzerine Bir Değerlendirme
Giriş
Anayasa Mahkemesi'nin 16 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan E.2025/18, K.2026/66 sayılı kararı, 7532 sayılı Kanun'la yapılan pek çok değişiklik için AYM önüne getirilen bir "paket denetim" niteliği taşımaktadır. Beş ayrı kural grubunun incelendiği kararda AYM iki iptal, üç ret hükmü kurmuştur. Bunlardan iki iptal hükmü — CMK 226/(4) üçüncü cümle ve Noterlik Kanunu m.52 — hem ceza yargılaması uygulamamız hem de temel hakların kanunla sınırlanması doktrini bakımından incelenmeye değer sonuçlar barındırmaktadır.
1. Kararın Ceza Yargılamamıza Etkisi: CMK 226/(4) İptali
İptal edilen üçüncü cümle, "iddianamede yazılı suç ile kendisine bildirilen suçun hukuki niteliğinin değişmesi" halinde uygulanan ek savunma rejimine ilişkindir. 7532 sayılı Kanun'un getirdiği çözüm son derece pratikti: sanığa "dosyada var olan son adresinde" ulaşılamıyorsa veya duruşmaya gelmiyorsa, artık müdafie yapılan bildirim yeterli kabul edilecek ve yargılama — mahkûmiyet dahil — her türlü kararla sonuçlandırılabilecekti.
AYM, bu düzenlemenin belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğunu (kanunilik), davaların makul sürede bitirilmesi ilkesi (Any. m.141/4) çerçevesinde meşru bir amaca dayandığını ve elverişli olduğunu kabul etmiştir. Sorun, ölçülülüğün gereklilik ve orantılılık alt ilkelerinde ortaya çıkmıştır. Zira karar; sanığın (i) suçun değişen hukuki niteliğinden haberdar olmadan mahkûm edilebilmesi, (ii) feragat iradesinin açık biçimde ortaya konulmaması, (iii) mazeretini bildirerek yeniden değerlendirme talep etme hakkının öngörülmemesi hallerinde adil yargılanma hakkının çekirdek güvencelerinin — isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve bizzat savunma haklarının — ölçüsüz biçimde sınırlandığı sonucuna varmıştır.
Karar aslında bir "tekrar" kararıdır: AYM, 22/2/2024 tarihli E.2023/163, K.2024/57 sayılı kararıyla CMK 226/(4)'ün önceki halini benzer gerekçelerle iptal etmişti. Kanun koyucu, o iptal kararının ardından "dosyada var olan son adres" ve "duruşmaya gelmeme" ölçütlerini ekleyerek düzenlemeyi yeniden getirmiş, ancak feragat iradesinin açıklığı ve yeniden değerlendirme hakkı gibi çekirdek güvenceleri düzenlememiştir. AYM, bu yeni versiyonun da aynı anayasal defoları taşıdığı sonucuna ulaşmıştır. Bu tablo, 22/2/2024 kararı bir "yol haritası" olarak okunmadığında yasama tekniğinin nasıl aynı duvara ikinci kez çarptığının açık bir örneğidir.
Uygulama açısından iki nokta öne çıkmaktadır. İlki, iptal hükmünün dokuz ay ertelenmesidir: 16/4/2027'ye kadar mevcut hüküm uygulanmaya devam edecek, bu dönemde açılacak dosyalarda CMK 226/(4) üçüncü cümlesine dayanılarak verilen mahkûmiyetler bakımından savunma tarafının olası bireysel başvuru argümanlarını şimdiden hazırlaması gerekecektir. Üye Kenan YAŞAR karşı oyunda tam da bu noktaya dikkat çekmekte; Anayasa'ya aykırı bulunmuş bir normun dokuz ay daha yürürlükte kalmasının yeni hak ihlallerine kapı araladığını, ertelemenin istisnai niteliğinin somut olarak gerekçelendirilmediğini vurgulamaktadır. İkinci nokta ise yasama organının bu kez hangi güvenceleri getireceğidir: en azından (a) sanığa isnat değişikliğinin bizzat tebliği için makul bir arama yükümlülüğü, (b) sanığın mazeretini bildirerek yargılamanın yenilenmesini talep edebilmesi ve (c) feragatin açık iradeye bağlanması, önceki iki AYM kararının işaret ettiği asgari çerçevedir.
Sonuç
Karar, iki temel mesaj vermektedir. Ceza yargılaması cephesinde: yargılamanın süratini sağlamayı amaçlayan her düzenleme, sanığın isnadı öğrenme ve duruşmada hazır bulunma haklarının çekirdeğini teslim aldığında ölçülülük testinden geçemeyecektir. Yasama yetkisi cephesinde ise: "usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir" formülünün sınırı, sınırlanan hakkın temel çerçevesinin kanunda çizilmiş olmasıdır. Her iki iptalin dokuz ay ertelenmesi ise TBMM'ye — bu kez AYM'nin önceki kararlarını dikkate alarak — düzenleme fırsatı tanımakta; ancak Üye Kenan YAŞAR'ın karşı oyunda hatırlattığı gibi, Anayasa'ya aykırı bulunmuş bir normun yürürlükte bırakılması istisnai olarak somut ve ikna edici bir gerekçe gerektirmektedir.
Kaynak: Anayasa Mahkemesi, E.2025/18, K.2026/66, 26/3/2026, R.G. 16/7/2026 – S. 33311. Alıntılanan önceki kararlar: AYM E.2023/163, K.2024/57, 22/2/2024; E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022; Şehrivan Çoban [GK] B. No: 2017/22672, 6/2/2020; Ali Kemal Tekin B. No: 2014/875, 2/2/2017.
BÖLÜM 3 — SIKÇA SORULACAK SORULAR VE CEVAPLARI
S: 1) Karar hangi tarihte yürürlüğe giriyor?
C: İptal edilen hüküm —Resmi Gazete'de yayımdan (16/7/2026) başlayarak dokuz ay sonra, yani 16/4/2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihe kadar mevcut hükümler uygulanmaya devam eder.
S: 2) 16/4/2027'den önce açılmış/derdest olan ceza davalarında CMK 226/(4) üçüncü cümlesi uygulanabilir mi?
C: Evet, iptal hükmü yürürlüğe girene kadar hâlihazırdaki metin geçerlidir; ancak savunma tarafı, iptal gerekçesinin ışığında bireysel başvuru dahil olağan üstü kanun yollarında hak ihlali argümanları geliştirmelidir. Karar erteleme süresi boyunca kurulan mahkûmiyetlerin AİHM önünde de sorun oluşturma ihtimali yüksektir (bkz. Sözleşme m.6/3-a).
S: 3) Sanığa ulaşılamıyor ve müdafi varsa mahkeme artık ne yapmalı?
C: İptal hükmü yürürlüğe girdikten sonra yalnızca müdafiye yapılan bildirim, isnat değişikliği ek savunmasında yeterli olmayacaktır. Kanun koyucu yeni bir düzenleme getirmezse mahkemelerin makul araştırma yükümlülüğüne dönmesi ve sanığın açık feragat iradesi olmadan gıyapta ek savunmayla karar vermemesi beklenir. Yeni düzenlemede en azından mazeret bildirimi ve yeniden değerlendirme talep hakkının yer alması AYM'nin işaret ettiği asgari çerçevedir.
ilkesi ihlal edilir.
S: 4) Ölçülülük denetiminin üç alt ilkesi nasıl uygulandı?
C: CMK 226/(4) yönünden: (i) Elverişlilik — sanığa ulaşılamadığında yargılamayı sonuçlandırma amacı bakımından kural elverişli görülmüştür. (ii) Gereklilik ve (iii) Orantılılık — aynı amaca sanığın feragat iradesini açık aramak, mazeret bildirimi ve yeniden değerlendirme talep imkanı gibi daha hafif araçlarla ulaşılabileceğinden ve sanığın mahkûm edilme sonuçlarıyla bu araçlar arasındaki denge bozulduğundan, kural gereklilik ve orantılılık testlerini geçememiştir.
S: 5) 5235 s. Kanun'daki Cumhuriyet başsavcıvekili düzenlemesinin reddedilmesinin pratik sonucu ne?
C: Bölge adliye mahkemelerinde artık en kıdemli Cumhuriyet savcısı otomatik olarak başsavcıvekilliği yürütmeyecek; HSK bir veya iş yoğunluğuna göre birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekili atayabilecektir. AYM, atama yetkisinin Anayasa m.159 uyarınca zaten HSK'ya ait olduğunu ve düzenlemenin görev sürekliliği amacına hizmet ettiğini vurgulamıştır. Uygulamada bu, başsavcıvekilliği pozisyonunun daha kurumsal bir çizgi kazanacağı anlamına gelir.
S: 10) Bu karar hangi önceki AYM kararlarıyla birlikte okunmalı?
C: Öne çıkanlar: (a) AYM E.2023/163, K.2024/57, 22/2/2024 — CMK 226/(4)'ün önceki halinin iptali; (b) AYM E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022 — infaz kurumlarında eğitim hakkı; (c) AYM E.2019/95, K.2019/89, 14/11/2019 — dinlenme hakkının kapsamı; (d) Şehrivan Çoban [GK] B. No: 2017/22672, 6/2/2020 ve Ali Kemal Tekin B. No: 2014/875, 2/2/2017 — duruşmada hazır bulunma ve isnadı öğrenme hakları. Bu içtihat zinciri, karardaki tespitlerin dayanağını oluşturmaktadır.




Yorumlar